SON DAKİKA

logo

Tasavvuf Devri Biterse İnsanlık Biter

Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu eski Başkanı ve Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Araştırmaları (İSAM) Merkezi Başkanı Prof. Dr. Raşid Küçük, Antalya Mevlevîhânesi’nde gerçekleşen söyleşisinde, tarih boyunca tasavvufun yanı sıra ilim ve sanatın da öğretildiği Mevlevî dergâhlarının, entelektüel birikim sahibi nitelikli insan yetiştiren kurumlar olduğunu vurguladı. Bugün de Antalya Mevlevîhânesi’nde İrfan Meclisi etkinliklerinin başlatılmış olmasından duyduğu memnuniyeti dile getiren Küçük, “Burada bu mekânın ruhuna uygun hizmetleri himaye eden Antalya Valimiz başta olmak üzere, bu faaliyetleri yürüten Akdeniz Üniversitesi, Büyükşehir Belediyesi, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ve İl Millî Eğitim Müdürlüğü’ne çok teşekkür ediyoruz” dedi.

Türk milletinin çok köklü bir tarihi, kültürü, dîni, irfanı ve medrese, tekke, şifâhane gibi köklü kurumları bulunduğunu vurgulayan Prof. Dr. Raşid Küçük sözlerine şöyle devam etti: “Bütün bunları yok sayarak Türk milletini anlayamaz ve anlatamazsınız. Yani Türk toplumu bir Eskimo toplumu değildir. Bu milleti köklerinden koparamazlar. Demem o ki milletimizin asırlardır beslendiği tasavvuf da dinimiz İslâm’ın vazgeçilmez bir unsurudur. Şimdi birileri çıkıp “Tasavvuf şirktir, bu mutasavvıflar da müşriktir” diyorlar. Birileri de “Tasavvuf bid’attır, bizi geri bırakmıştır, mahvetmiştir” diyorlar. Bu lafları aklı başında biri söylemez. Çünkü İslâm düşüncesi içinde Kur’an’dan ve Sünnet’ten en çok destek alan ilim tasavvuftur. Tasavvufun terimlerine, kavramlarına ve uygulamalarına baktığımızda, bunların tamamının Kur’an ve Sünnet’ten alındığını açıkça görürüz.”

 

Kur’ân-ı Kerîm’de hukukî normları belirleyen ahkâm âyetlerinin sayısının fazla olmadığını belirten Küçük: “Pratik hayata dâir hukukî normlar zaman, mekân ve coğrafyaya göre değişiklik gösterebileceğinden, o alandaki temel ilkeler ortaya konmuş, fürûat kısmı ictihada, kıyasa ve örfe bırakılmıştır. Buna karşılık Kur’an’da tasavvufî hayatı düzenleyen pek çok âyet vardır. Çünkü ruhî–mânevî hayatın kuralları zaman ve mekâna göre değişmez ve evrenseldir. Kur’ân-ı Kerîm’in asıl amaçlarından biri, toplumun ve evrenin temeli olan insanı mükemmel bir şekilde inşa etmektir. Bu da insanın iç dünyasını, ruhî ve mânevî yapısını imar etmeyi gerekli kılmaktadır. Kur’ân’ın çerçevesini çizdiği zühd ve tasavvuf hayatını Peygamber Efendimiz ve ashâbı en güzel şekilde yaşamışlardır. Tasavvufî bilgi ve uygulamalar, silsile yoluyla günümüze kadar ulaşmış ve bugün de dünyada müslümanların bulunduğu her yerde yaşanmaktadır” dedi.

Günümüzde dünyanın farklı yerlerinde Kur’an ve Sünnete tavizsiz bağlı irşad makamında onlarca mutasavvıf bulunduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Raşid Küçük, “Bugün tasavvuf devri kapanmıştır” diyenlere karşı çok dikkatli olmak gerektiğini vurgulayarak: “Tasavvuf devri hiçbir zaman kapanmaz. Eğer tasavvuf devri biterse insanlık biter. Hattâ bugün tasavvufa her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır” dedi. Günümüzde tasavvufla ilgili en önemli sorunun, gerçeğiyle sahtesini ayırdetmek olduğuna dikkat çeken Küçük: “Elbette her yolun istismarcıları, kötüye kullananları olabilir. Ehil olmayan liyakatsız kişiler bu işi kişisel çıkarları için kullanmaya yeltenebilirler. Ama bu durum, tasavvufu inkâr etmeyi, tasavvuf düşmanlığı yapmayı gerektirmez. Birtakım din istismarcıları var diye İslâm’ı inkâr mı edeceğiz? O halde gerçeği sahtesinden ayırmak lâzımdır. Kur’an ve Sünnete uymayan birtakım tavır ve uygulamalar tasavvufmuş gibi sunulsa da zaten o tasavvuf değildir. Bunu bizzat sûfîler de dile getirmişlerdir. Tasavvuf, İslâm ilimleri içinde kendi iç tenkidini en iyi yapan ilimdir. Dolayısıyla mutasavvıf olanlarla mutasavvıfmış gibi görünenleri, şeyh olanlarla şeyh geçinenleri, gerçekten sûfî olanlarla sûfîlik taslayanları birbirinden ayırmak gerekir. “Kötü, emsal olmaz” kuralı gereğince, kötülere bakıp da tasavvufu tamamen inkâr etmek yanlıştır. Sahtesinden kaçınmak, ama gerçeğini de reddetmemek gerekir” dedi.

 

Günümüz insanının İslâm’ı mutasavvıflar aracılığıyla tanıdığına ve İslâm’ın tasavvuf yoluyla yayıldığına dikkat çeken Küçük sözlerini şöyle tamamladı: “Çağımızda ihtida (müslüman olma) hadiselerinin temel etkeni tasavvuftur. Son devrin önemli âlimlerinden Muhammed Hamidullah’ın bizzat kendisinden şu sözü defalarca duymuşumdur: “Bugün batıda “Ben İmam-ı Azam Ebû Hanife’ye veya İmam Şâfiî’ye hayranlık duydum da onun için İslâm dinini kabul ettim” diyen bir insana rastlamadım. Ama “Ben Hz. Mevlânâ’yı okudum da müslüman oldum, Yunus Emre’yi, İbnü’l-Arabî’yi, Cüneyd-i Bağdadî’yi, İmam-ı Gazzâlî’yi okudum da müslüman oldum” diyen onlarca nitelikli entelektüel müslüman tanıdım.”

 

Öğr. Gör. Fatma YİĞİT AÇIKGÖZ

Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürü

2019.01.07 11:26:11

Yorum Yap